Lizbon’a Gece Treni

lizbon’a gece treni’ne baktığımı söyledim.
ha, saramago, dedi.
değil, dedim. ama aynı yayınevi olmalı.
binlerce kitabın durduğu raflara baktık bir süre.
isterseniz bilgisayarınızdan bakın yazarın ismine, dedim.
bir süre tereddüt ettikten sonra, siz bakın, dedi.
baktım. yazarın ismini hatırladım. tekrar raflara döndük.
kitaplar soyadına göre dizili sanırım, dedim.
sanırım, dedi.
binlerce kitabın durduğu raflara baktık bir süre.
en sonunda M harfinde yazarı bulamadığımızı kabul ettik.
bence saramago yazdı o kitabı, dedi.
konuyu değiştirmek için, cemil meriç sosyoloji kısmında, herhalde? dedim.
emin değildi ama sosyoloji kısmını gösterdi parmağıyla.
meriç’i bulmam zaman aldı. sosyoloji kısmında değil, karşısındaki raftaydı. ama ona sormadan buldum. mağaradakiler’i aldım. kasaya gittim.
ne kadarmış? dedi.
kitabın arkasını çevirdim. etiket yoktu. bilmiyorum, dedim.
ben de bilmiyorum ki, dedi.
bir süre bomboş baktım.
yirmi lira verin o zaman, dedi.
elli liram vardı. kasayı açmayı bilmediğinden, bozamayacağı anlaşıldı.
kart uzattım. çekmeyi bilmediğini ifade etti, başını iki yana sallayarak.
bir süre daha durduk.
çıkıp bozduramaz mısınız? dedi, yan gözle sağanak yağmura bakarak.
çıktım. ıslandım. sigara alıp parayı bozdurdum. ıslandım. geri döndüm. yirmi lirasını uzattım.
poşetiniz var mı? diye sormadım.
nazik, yaşlıca bir beyefendiydi. bir soru daha sormak istemedim. meriç’i montumun içine sokup çıktım.

Taylan Taftaf