Béla Tarr’ın Yaratıcı Gerçeklik Keşiflerinde, Sanat ve Felsefe olarak Sinema

Béla Tarr’ın Yaratıcı Gerçeklik Keşiflerinde, Sanat ve Felsefe olarak Sinema
Elzbieta Buslowska
Essex Üniversitesi
Tercüme: Taylan Taftaf

Kurgu ya da gerçeklik düzleminden ziyade, Béla Tarr’ın sineması gerçekçi-olanı ya da gerçekçi-olmayanı değil, “etrafımızı saran dünya ile ilişkilerimizin genel toplamını” ifade eden yaratıcı bir keşif süreci olarak görülebilir. Bu keşif sürecinin sonucu; bir ana hikayenin olmadığı, amatör oyuncuların kullanıldığı, gerçek mekanlarda çekilen, kurgu ile “kesilmemiş” uzun çekimler içeren, aynı anda hem başından sonuna dek dikkatlice düşünülmüş hem de koreografisi gerçekleştirilmiş filmlerdir. Bu filmlerde bir hikaye anlatmayı reddeden yönetmenin estetik anlayışı toplumsal gerçekçilik estetiğinin ötesine geçmektedir. Bu bağlamda, Béla Tarr filmlerinin havasını ve tarzını belirleyen Macaristan’ın kasvetli imajı, dünyanın gerçekçi bir sunumu ya da metafizik bir dışavurum değil; hem gerçek hem de sanal olarak, her şeyin olabileceği ya da hiçbir şeyin olmayabileceği bir ortamda süren amaçsız bir devinimde “kilitlenmiş” bir durum, bir olay olarak değerlendirilebilir (Gilles Deleuze). Burada dünya, film, izleyici ve dışarısı, oluş sürecinde iç içe geçmiştir (Deleuze). Bu makale, Deleuze’ün zaman-imge kavramı düzleminde, Béla Tarr’ın son dönem filmleri Lanet (Kárhozat, 1988), Şeytan Tangosu (Sátántangó, 1994) ve Karanlık Armoniler’deki (Werckmeister Harmóniák, 2000) imgelemi, (gerçekçi yerine) gerçek ve (kurgusal yerine) yaratıcılık açısından araştırmaktadır.

6