Fantastik Metin Demirhan

fantastik

Fantastik Metin Demirhan
.

Utku Uluer
http://sinematikyesilcam.com/

I

1990’lı yılların ilk yarısı, benim jenerasyonumdaki pek çok Kadıköylü için Beyoğlu’nun keşfedildiği yıllardı. Akmar Pasajı’nın henüz canlanmaya başladığı günlerde Kadıköy’de çok fazla müzik dükkanı, sahaf, eskici bulunmazdı. Sinemaya, müziğe, edebiyata ilgi duyuyorsanız Beyoğlu’na gitmeniz gerekiyordu.

Zibidi olduğum dönemlerde dükkanlarda zaman geçirmeyi pek sevmezdim. Gene de Beyoğlu’nda keşif gezileri yapmaya o yıllarda başlamıştım ve bu dönemde Atlas Pasajı kabuk değiştiriyordu. 90’ların ortasına geldiğimizde Narmanlı üzerine anlatılan hikayelerin yerini çok fazla zaman geçirdiğim Atlas Pasajı almıştı. Deniz Kitabevi, Karga, Kod Müzik ve Atılgan ile, benim için kutsal bir tapınaktı Atlas Pasajı.

Aynı yıllarda Doğuş FM’de Katiller de Ağlar radyo programına başladık. Şarkı aralarındaki geçişlerde eski Türk filmlerinden replikler kullanıyorduk. O aralar Yeşilçam’a yeni yeni ilgi duymaya başlamıştım. Metin Demirhan da benim için hayal gücünü çok iyi kullanan metalci bir çizer, azılı bir bilim kurgu sever, asabi ama frekanslarımızın tuttuğuna emin olduğumuz bir abimizdi. Aynı zamanda lobi fotoğraflarında katiyen indirim yapmayan uyanık bir esnaftı. O zamanlar Yeşilçam lobi fotoğrafları ambalaj kağıdı olarak kullanılırdı. Aşağı yukarı 1-2 liraya 10 fotoğraf alabilirdiniz. Bugün tanesi 25 ile 200 lira arası değişen pek çok fotoğraf Beyoğlu’ndaki sahaflarda 50 kuruşa tomarlar halinde satılırdı.

Böylesine düşük fiyatların geçerli olduğu bir ortamda Metin’in bazı lobi fotoğrafları için 20 lira istemesi bana çok acayip geliyordu. Cebimde fazla para olmadığından dolayı her halükarda ucuz olanı bulmam gerekiyordu. Gene de haksızlık ettiğini düşündüğümden, onunla tartıştığım olmuştur. Bugün düşününce, “Ne güzel bir şey için tartışıyormuşuz ve en azından delikanlıymış,” diyorum ama o ilk günlerde dükkanını çok kez teğet geçmişimdir. Bazen de onun dükkanda olmadığı zamanları kollayıp içeri girer, yarattığı ve ayakta tutmaya çalıştığı bu hayal aleminde ben de yolculuğa çıkardım. Zaman içinde, yukarı katta Deniz ile ahbap olduk ve radyo programında ondan satın aldığım lobi fotoğraflarını vermeye başladık.

“Ah be Metin abicim, geçinmesi biraz daha kolay bir adam olsaydın da bugünlere farklı anılarımız kalmış olsaydı,” diye iç geçiririm bazen. Radyo günlerimizin başlangıcından itibaren Metin’le işbirliğine girmiş olmak isterdim. Bu durum içimde ukde kalmıştır. Gene de o dönemde Metin’den aldığım ve bugüne kadar sakladığım bir Dünyayı Kurtaran Adam ses kasetine sahibim. Metin filmin seslerini bir kasete kaydetmişti. Böyle bir fikir kaç kişinin aklına gelirdi, bilemiyorum ama bu kaset, el yazısıyla ortaya çıkarttığı kapağıyla birlikte, benim için paha biçilmez bir eserdir.

Metin Demirhan ve Giovanni Scognamillo o dönem iki fantastik film festivali gerçekleştirdi. Sanırım bu özel gösterimleri Türkiye’nin ilk fantastik film festivalleri olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Metin’in ikinci festivalde Dünyayı Kurtaran Adam’ı göstermek için Show TV ile girdiği mücadeleyi hatırlıyorum. Sanırım izin verilemediği için ikinci gösterim yapılamamıştı. Bugün çoğu insana garip gelen şeylerin mücadelesini ilk veren kişi Metin Demirhan olmuştur.

II

Atlas Pasajı ziyaretlerim 1997’den sonra azaldı. O dönem ağırlığını hissettirmeye başlayan ekonomik kriz esnafı tehdit ediyordu. Metronun yapımıyla birlikte Şişli’de ayakta kalan birkaç esnaf da dükkanlarını kapatmış, bu dalga Beyoğlu’na da gelmeye başlamıştı. Ben de radyo programını bıraktığım için elimi ayağımı biraz çekmiştim Atlas Pasajı’ndan. Aslında tam da pasajda olmam gereken dönemmiş; Demirhan, Giovanni Scognamillo’yu ikna edip Fantastik Türk Sineması kitabını yazmaya bu dönem başlamış. Zaten 1999 yılında Kabalcı’dan piyasaya sürüldü, yeşil kaplı bu kutsal kitap.

Fantastik Türk Sineması kitabı ile benim için de ikinci Metin Demirhan dönemi başlamış oldu. Maalesef yoğun çalıştığım için pek dükkanına gidemedim, birlikte zaman geçiremedim ama elimdeki arşivi ona da göstermek istediğimi söylemiştim. Daha sonra benim İtalya maceram başlayınca her şey havada kaldı. Ancak İtalya’ya giderken olmazsa olmaz diyerek yanımda götürdüğüm şeyler arasında, Demirhan-Scognamillo ortaklığının eserleri olan Fantastik Türk Sineması ve Erotik Türk Sineması kitapları da vardı. Metin bu iki kitapla birlikte hem kendisi hem de kitabında yer verdiği filmler için yepyeni bir dönemi başlattı. Bu konuda Metin gibi uğraşıp didinen Sadi Konuralp ve Kaya Özkaracalar da mücadeleyi Geceyarısı Sineması dergisiyle Ankara’da sürdürüyordu. Metin’in mücadelesi sayesinde çok şey değişti. Benim de Metin’le asıl dostluğum ve belki de kader ortaklığım o zaman başladı.

2003 yılında Fantastik Türk Sineması kitabını defalarca elden geçirip notlar almaya başladım. O yıllarda İtalya’da bulunduğum için filmlere ulaşmam imkansız gibi gözüküyordu. Fanatik Video’nun basmış olduğu fantastik Türk sineması VCD’leri yanımdaydı. Kitapta ise, kaliteleri düşük olan bu VCD’lerden çok daha fazlası vardı. Ayrıca, Metin’in görsel yaklaşımı ve sunumu bana ilham kaynağı oluyordu. O yıllarda Türkiye’de internet çok hızlı olmadığından, Avrupa’da yaşamak film yüklemek-indirmek açısından daha avantajlıydı. Şans eseri bazı film paylaşım forumları buldum, bir süre bu forumlarda takıldım ve yurtdışında yaşayan Türkler için fantastik filmleri internete yüklemeye başladım. Bu paylaşım yaklaşımı o zamanlar, okuduğun bir kitabı arkadaşına hediye etmek gibiydi. Kısa süre içinde video tutkunu birçok Türk’ü tanıdım. Çoğu Almanya’da yaşayan arkadaşlarla temasa geçerek, Demirhan ve Scognamillo’nun kitabında geçen filmlerin peşine düştüm. Filmleri VHS’den aktaranlar sayesinde hem geniş bir arşiv kurdum hem de sansürsüz bir sürü filme sahip oldum.

Zamanı tam hatırlayamıyorum ama sanırım 2004 ilkbaharıydı. Türkiye’ye gittiğimde yapacağım ilk iş Atılgan’a uğrayıp Metin’e sarılmak olacaktı. Büyük ihtimalle beni tanımayacaktı. Yanımda bir de minik hediye paketi götürecektim (iki dergi, bir de korku film VHS’si). İstanbul’a geldiğimde ilk iş Atlas Pasajı’na gittim. Epey değişim olmuştu. Deniz dükkanı kapatmıştı; Atılgan da yoktu. Kod zaten el değiştirmişti. Karga da yavaş yavaş sektör değiştiriyordu. Atılgan’ın arka pasaja geçtiğini öğrendim. Gittiğimde dükkan kapalıydı; Metin’in arada sırada uğradığını söylediler. Hayal kırıklığına uğradım. Pek açılacak gibi durmuyordu dükkan. Birkaç ay sonra Türkiye’ye bir daha geldiğimde dükkana yeniden uğradım. Bu sefer açıktı. Metin yoktu; onu biraz bekledim. Biraz içim burkuldu. O kutsal mekan çok küçük bir yere taşınmıştı ve epey tozluydu. İlk gözüme çarpan bu oldu. Oysa bu adam epey önemli bir kitap yazmıştı; hatta o dönem genişletilmiş ikinci baskısını da yapmıştı kitap. Nasıl böyle bir durum oluştu diye merak ettim.

O gün Metin’in başı kalabalıktı; aramızda yalnızca yüzeysel bir muhabbet geçti. Canı sıkkın gibiydi. Vitrindeki Çeko’yu gösterdi. “Bir sürü adam türedi. Evden çıkmadan sadece filmleri izleyip yazı yazıyorlar. Araştırma bile yapmıyorlar. Ama sorsan, her şeyi onlar biliyor,” diyerek yakındı. Birileri onu kıllandırmıştı belli ki. O sıralarda düşündüğüm site projesini açmadım ona. Bir iki kere daha uğradım; sohbet ettik ama kısa sürdü. O sıralarda geçim derdi epey ön plandaydı sanırım. Yıllar sonra Ali Murat Güven’in Metin’le olan bir anısını hatırlıyorum. Güven, Metin’e, “Kayıp Zagor filmini bulsak ne olurdu?” diye sormuş. Metin de, “Ohoo, o filmi bulsam bugün zengin olmuştum,” demiş. Oysa film yıllar sonra bulunup DVD’ye basıldığında çok fazla insan satın almadı. Sanırım Metin yazdığı kitap açısından da benzer bir hayal kırıklığı yaşıyordu.

Oysa Fantastik Türk Sineması kitabı bugün Türk Sineması adına yazılmış en önemli başvuru kaynaklarındandır. Özellikle genişletilmiş ikinci baskının ardından, bazı açılardan bu kitabın üzerine çıkmak imkansız bir hal aldı. Dahası, kitaptaki bazı filmler ilk kez “fantastik” olarak sınıflandığından ve böylelikle bu filmlerin kaderi değiştiğinden, Metin Demirhan’ın Giovanni Scognamillo ile birlikte bir anlamda tarih yazdığını bile iddia edebiliriz. Sonuçta bu filmlerin neredeyse hiçbiri fantastik olsun diye çevrilmemişti. O filmlere bu ünvanı bizler taktık.

III

Metin bu dönemde dükkanı kapatıp eve çekildi. Kendisiyle sık sık yazışmaya başlamamız da bu günlere denk gelir. O dönem ben de Sinematik Yeşilçam sitesini hayata geçirmeye başladım. Blogspot üzerinde yayına başladığımızda Metin de blog olayına fırtına gibi girdi. Oldukça sağlam bir paylaşım ağı kurmaya başladığımız; hatta Türkçe ve yabancı dillerde bir portal kurmamız gerektiğini düşündüğümüz günlerdi.

Metin ile o dönem epey konuşma, dertleşme fırsatı buldum. Fantastik Türk Sineması’nı yeniden genişletmek gerektiğinden, ayrıca kitabı İngilizce yayınlamak istediğinden bahsediyordu. Diğer taraftan Metin’in blog paylaşımları ile yeniden üretken olmaya başladığı bir dönemdi. Sitedeki pek çok yazımıza hem görsel hem de bilgi desteği verdi. Kendisi de arşivini internete taşımaya başladı. Bu dönemde sık sık bilgi alışverişi yaptık. Çok insan bilmez ama Sinematik Yeşilçam sitesinin emeklemeye başladığı dönemdeki gizli kahramanı Metin Demirhan’dır. Bu konuda oldukça çalışkan ve hızlı olduğunu düşünüyorum; kısa sürede ondan çok şey öğrendim. Açıkçası, bazen hızına erişmek mümkün olmuyordu. Fikirleri, önerileri oldukça kafa açıcıydı. Belki de yüzyüze konuşmak yerine internette yazışmamız çok daha sağlıklı bir iletişim kurmamıza yardımcı olmuştur.

Pek çok projenin biriktiği dönemde, 2007 yılında, Metin’in beyin kanaması geçirdiği haberini aldım. O sıralar İtalya’daydım. Hastane sürecinde yeşil kartı olmadığı için yaşananlar, kız kardeşinin çabaları ve daha sonra onu kaybetmemize kadar giden süreçte elimizden geleni yapmaya çalıştık ancak onu kaybettik.

Elbette Metin’in yaşadığı süreçleri yakından takip eden, üretimlerinden haberdar olan, pek çok olayın iç yüzünü bilen onlarca insan vardır. O yüzden durduğum noktada bazı konuları daha yüzeysel görmüş olabilirim. Böylesine yetenekli bir çizerin yaşadıklarını bilemeyebilirim. Ama Metin Demirhan, dudak bükülen, hatta aşağılanan filmlere merak duyanlar için bu ülkenin makus kaderi haline gelmiş çarpık bakış açısının karşısında dimdik durmuş, Mesut Kara’nın ifade ettiği gibi, “fantastik bir savaşçı” idi.

Kendimi bugün Metin Demirhan gibi nevi şahsına münhasır bir adamın mirasını devralan bir avuç insandan biri olarak görüyorum. Sanırım Demirhan’la bunu zaman içerisinde birlikte inşa etmişiz ve aramızda ilginç bir bağ oluşmuş. Belli bir istikamette yürüyen insanların er ya da geç yolları bir yerlerde kesişiyor. IF film festivalinde onun adına yapılan gösterim, Gölge e-dergide Fatih Danacı’nın hazırladığı özel sayı, Türk filmleri basan Yunan firması Onar Films’in ona ithaf ettiği DVD’ler, Ali Murat Güven’in Demirhan adına organize ettiği ve ödül verdiği ilk Fantasturka Film Festivali, Metin Demirhan’ın yıllar boyunca yılmadan, inat ederek sürdürdüğü mücadelesinin sonucudur.

Her şey için çok teşekkürler Metin Demirhan. Yıllardır aradığımız pek çok film bulundu, araştırmalar ve araştıranlar çoğaldı. Artık daha kalabalığız.

Not: Ali Murat Güven ile Metin Demirhan üzerine konuştuğumuz Sinematik Yeşilçam programı:
http://sinematikyesilcam.com/2015/04/sinematik-yesilcam-podcast-10-ali-murat-guven-soylesisi-blm-2/

demirhan_metin