Metin Demirhan

metin demirhan

Doksanların sonlarında İstanbul’da çıkan en fiyakalı fanzinlerden olan Zemberek’in dördüncü hamlesinin son sayfasında şöyle bir not vardı: “Zemb. kısa zamanda tükeniyor. Nassı oluyor lan? Bilinmiyor tabii. Lakin hamlenin bir nevi kült olarak algınlanması söz konusu ediliyor Met-Dem tarafından. Gerçi Met-Dem, Zemb.’e dair birçok şeyi abartması ile ünlenmiştir. Olm, acaip karılar alıyo la Zemb.’i. Entel-dantel tayfa olm. Garip şeyler. Bi tanesi memelerinin arasından çıkardı olm Zemb.’i. Üçüncü sayı ne zaman gelcek diye sordu. Ha bi de ibneler var. Yaşlısı genci bi sürü tip okuyo. Yeni hamle ne zaman gelcek diye soruyolar. Uğraşamıyom olm bunnarla!”

Bu not, Atlas pasajındaki dükkanı Atılgan’da Metin Demirhan’ı tanıdığım zamanı çok iyi anlatıyor. Demirhan, Zemberek tayfasının dediği gibi, birçok şeyi abartması ile ünlüydü ve kendi hesabıma bunu neden yaptığını şu anda çok daha iyi anlıyorum.

Daha öncesinde yalnızca mizah dergilerindeki karikatürlerinden tanıdığımız Demirhan’la tanıştığımızda 16-17 yaşlarındaydım. Daha yirmisine gelmeden sinsi bir hastalık yüzünden kaybettiğimiz Sertaç’la birlikte bir anlamda işin stajını yaptığımız ve ancak iki sayı çıkarabildiğimiz, rock ile karikatür kültürünü birleştiren fanzinimiz Rockline’ın ardından, Mahşer isimli yeni bir fanzin çıkarmaya başlamıştım. Uzun yıllar geçti; her şey birbirine karıştı. Atılgan’a ilk girişimizde ellerimde Rockline mı yoksa Mahşer mi vardı, hatırlayamıyorum. Gerçi bunun önemi yok. Demirhan her halükarda fanzinlerimizi kabul etmiş ve onları, sayısız fanzinin, derginin, kitabın, çizgi romanın, posterin, video kasetin, animelerin, kült, fantastik, bilim kurgu, korku sinemasına dair sayısız koleksiyon nesnesinin olduğu o birkaç metrekarelik dükkanında en görülür noktalara koymaktan asla geri durmamıştı. Ama daha da önemlisi, henüz ne yaptığını bile tam olarak bilmeyen veletler olarak bizi kabul etmişti Demirhan.

Atılgan’a yapılan ziyaretler öyle kısa soluklu olmazdı. Başka bir yerlere gitmemiz, yeni fanzinleri bırakmamız ya da bir sonraki sayı için elzem olan üç-beş kuruş paramızı toparlayabilmek için diğer dükkanlara uğramamız gereken birçok sefer Atılgan’da saatler geçirmişliğimiz, bu yüzden planlarımızı değiştirdiğimiz çok olmuştur. Bilhassa Demirhan’ın keyfi yerindeyse, çaylar, kahveler eşliğinde akla gelebilecek her konuda uzun sohbetler başlardı. Kendisi her ne kadar sinema ve karikatür dünyasında uzmanlaşmış olsa da, o zamanlar ilgilendiğim asıl mesele olduğundan, fanzinlere dair birçok şeyi de öğrendiğim adamdır Demirhan. Zemberek tayfasının kastettiği abartılı, hevesli, bazen saldırgan, bazen tetikleyici yorumları düşündüğümde, bizi rayda tutmak için ne kadar uğraştığını, bize nasıl zaman ayırdığını şimdi daha iyi anlıyorum. Atılgan’a her gidişimizde ufkumuzun nasıl daha da genişlediğini.

Demirhan’ın tersi de vardı elbette. Dükkanından küfür kıyamet çıktığımız zamanlar da olmadı değil. Fakat bu kavgaların, didişmelerin temelinde her zaman ilgilendiğimiz meseleler vardı ve biz daha yirmili yaşlara bile adım atmamışken Demirhan’ın bize nasıl sert girdiğini hatırladığımda, bunu ancak hissettiği tutkuya, bağlılığa verebiliyorum. Mahşer’in bir sayısında logoda kullandığım font yüzünden bile benimle nasıl kavga ettiğini düşündüğümde, o zamanlar bu fanzinle ilgili olarak fikirlerini, düşüncelerini, tavsiyelerini benimle paylaşan çevremdeki insanlar içinde Demirhan’ın özel bir yeri olduğunu görüyorum. Muhtemelen 1990’ların sonlarında benim gibi Atılgan’a gidip gelen birçok genç için de durum bundan farklı değildi.

O yıllarda başımıza geleceklerin farkında değildik elbette. Atlas-Akmar gibi pasajlar da, Beyoğlu-Kadıköy gibi merkezi üsler de aynı şekilde kalacak diye düşünüyorduk herhalde. Fanzinlerimizi bıraktığımız, camlarına A4 posterlerimizi astığımız, eski dergileri-kitapları karıştırdığımız, plak-kaset-CD baktığımız, önünde oturup çayını içtiğimiz bütün o dükkanlar olduğu yerde kalacak sanıyorduk. Oysa gerçeklik hepimiz için çok farklı oldu.

Demirhan’ı son gördüğüm yer, 2007’nin yaz sonu-sonbahar başında, o günlerde tezgahtar olarak çalıştığım kitabevinin önü oldu. Sigara molası için dükkanın önüne çıktığım anda Demirhan’ın geçtiğini gördüm. “Metin abi!” diye seslendiğimde, kızgın bir suratla bana döndü. Belli ki bir yerlerde sinirlendirmişlerdi gene onu. “İyi misin abi?” der gibi elimi kaldırdığımda, o da “Boş ver,” gibisinden bir ifadeyle başını iki yana salladı ve hızlı adımlarla İstiklal’in akşamüstü kalabalığına karıştı.

“Olm siz salaksınız valla!”
“Niye abi ya?”
“Bırakın olm bu işleri. Hepinizi figüran yapacağım; bir işe yararsınız en azından. Porno bilim kurgu çekiyorum. Senaryo hazır.”
“Biz ne olucaz abi filmde?”
“Siz ilk beş dakikada öleceksiniz.”
“Sağ ol abi.”
Her şey için sağ ol, Metin abi.

Taylan Taftaf
Kadıköy, 2016