Lizbon’a Gece Treni

lizbon’a gece treni’ne baktığımı söyledim.
ha, saramago, dedi.
değil, dedim. ama aynı yayınevi olmalı.
binlerce kitabın durduğu raflara baktık bir süre.
isterseniz bilgisayarınızdan bakın yazarın ismine, dedim.
bir süre tereddüt ettikten sonra, siz bakın, dedi.
baktım. yazarın ismini hatırladım. tekrar raflara döndük.
kitaplar soyadına göre dizili sanırım, dedim.
sanırım, dedi.
binlerce kitabın durduğu raflara baktık bir süre.
en sonunda M harfinde yazarı bulamadığımızı kabul ettik.
bence saramago yazdı o kitabı, dedi.
konuyu değiştirmek için, cemil meriç sosyoloji kısmında, herhalde? dedim.
emin değildi ama sosyoloji kısmını gösterdi parmağıyla.
meriç’i bulmam zaman aldı. sosyoloji kısmında değil, karşısındaki raftaydı. ama ona sormadan buldum. mağaradakiler’i aldım. kasaya gittim.
ne kadarmış? dedi.
kitabın arkasını çevirdim. etiket yoktu. bilmiyorum, dedim.
ben de bilmiyorum ki, dedi.
bir süre bomboş baktım.
yirmi lira verin o zaman, dedi.
elli liram vardı. kasayı açmayı bilmediğinden, bozamayacağı anlaşıldı.
kart uzattım. çekmeyi bilmediğini ifade etti, başını iki yana sallayarak.
bir süre daha durduk.
çıkıp bozduramaz mısınız? dedi, yan gözle sağanak yağmura bakarak.
çıktım. ıslandım. sigara alıp parayı bozdurdum. ıslandım. geri döndüm. yirmi lirasını uzattım.
poşetiniz var mı? diye sormadım.
nazik, yaşlıca bir beyefendiydi. bir soru daha sormak istemedim. meriç’i montumun içine sokup çıktım.

Taylan Taftaf

Brautigan: 47

RB

Bugün benim doğumgünüm.

Geçmişte bazı partileri, sevdiklerimin ve arkadaşların yanımda olduğu zamanları hatırlıyor gibiyim ama bugün bunların hiçbiri olmayacak. Duygusal tarafımdan çok uzaklardayım, neredeyse bir sürgündeymiş gibi. Ayrıca bu konuda yapabilecek hiçbir şeyim de yok. Bir daha asla 46 yaşında olmayacağımı biliyorum yalnızca.

Zift by Vladislav Todorov

zift_todorov

Burada –azalan gücüm ve zayıflayan belleğimin izin verdiği ölçüde– anlatacağım hikaye, uzunca bir süre, yaklaşık yirmi yıl kadar önce başladı. Sonu ise, dün gece, benim, yani vatandaş Lev Kaludov Zhelyazkov’un dışarı salıverilmesiyle oldu. Cinayet ve soygun suçundan yattığım Sofya Merkez Cezaevi’nden dışarı adımımı attığımda artık otuz sekiz yaşında bir adamdım. Tarihsel bir dönemde içeri atılmıştım; dışarı çıktığımda ise bambaşka bir dönemin içerisinde buldum kendimi. Bu iki dönemi birbirinden ayıran, Devrim Günü’ydü. 9 Eylül 1944.

The Rum Diary by Hunter S. Thompson

Birçokları gibi, ben de arayışta, hareket halinde, memnuniyetsiz, ve bazı zamanlar sorun çıkaran budalanın tekiydim. Asla yeterince düşünecek kadar boşta kalmıyor olsam da, bir şekilde içgüdülerimin doğru olduğunu hissediyordum. İçimizden bazılarının gerçekten ilerleme kaydettiğine, dürüst bir yolda olduğumuza, ve aramızdaki en iyilerin kaçınılmaz bir şekilde en tepeye ulaşacağına dair ipsiz sapsız bir iyimserlik taşıyordum.

Aynı zamanda, sürdüğümüz hayatın kayıp bir dava olduğuna, yalnızca oyuncu olduğumuza, manasız bir yolculukta kendimizi kandırdığımıza dair karanlık bir şüphe de taşıyordum içimde. Bir tarafta huzursuz bir idealizm, diğer tarafta yaklaşmakta olan kıyamet hissi – bu iki uç arasındaki gerginlikti devam etmemi sağlayan.”

Hunter S. Thompson, The Rum Diary
Tercüme: Taylan Taftaf

rumdiary

Look to Windward by Iain Banks

Onlar asla yalan söylemez. Gerçeği gizler, yan çizer, kaçamak cevaplar verir, lafı dolandırır, kafaları karıştırır, dikkatleri dağıtır, örtbas eder, sinsice saptırır, kasten yanlış anlarlar ve ekseriyetle, aslında tam aksini yapmaya niyetli oldukları halde, gelecekte yapacaklarına dair tam anlamıyla belirsizlikten uzak bir izlenim yaratmada oldukça maharetlidirler. Ama asla yalan söylemezler.

They never lie. they dissemble, evade, prevaricate, confound, confuse, distract, obscure, subtly misrepresent and willfully misunderstand and are generally perfectly capable of contriving to give one an utterly unambiguous impression of their future course of action while in fact intending to do exactly the opposite, but they never lie.

Iain Banks, Look to Windward
Tercüme: Taylan Taftaf

banks

Absent Friends

Dear Jann,
God damn, I wish you were here to enjoy this beautiful weather with me. It is autumn, as you know, and things are beginning to die. It is so wonderful to be out in the crisp fall air, with the leaves turning gold and the grass turning brown, and the warmth going out of the sunlight and big hot fires in the fireplace while Buddy rakes the lawn. We see a lot of bombs on TV because we watch it a lot more, now that the days get shorter and shorter, and darkness comes so soon, and all the flowers die from freezing.
Oh, God! You should have been with me yesterday when I finished my ham and eggs and knocked back some whiskey and picked up my Weatherby Mark V .300 Magnum and a ball of black Opium for dessert and went outside with a fierce kind of joy in my heart because I was Proud to be an American on a day like this. If felt like a goddamn Football Game, Jam — it was like Paradise…. You remember that bliss you felt when we powered down to the farm and whipped Stanford? Well, it felt like that.

Elko, Hunter S. Thompson